Background Image

YAŞARKEN KALBİMİZE GÖMDÜKLERİMİZ

11 ay önce

YAŞARKEN KALBİMİZE GÖMDÜKLERİMİZ


Yağmur yağıyor şimdi bu şehre… Belki de bulutlar ağlıyor. Sakın bana “Bulutlar ağlar mı hiç?” demeyin. Her terk ettiği şehir, bulutun canını acıtmaz mı? Sahi, siz şimdi de “Cansız olan bir şeyin hiç canı acır mı?” dersiniz. Peki ya, bulutlar da hayatın bir parçası değil midir? Madem cansız diyorsunuz; o zaman bana cansız olduğunu ispat edin!
Size diyorum! Bulutlar cansızdır diyen insanlara… Sizler yaşamanın sadece nefes almak olduğunu mu sanıyorsunuz? Kim bilir kaç insanın yüreğinde yaşayan ölüler var? Ve bazılarının yüreklerinde ise; bedenen öldüğü halde; hala yaşayan ruhlar var. Şimdi tekrar soruyorum. Hala “Bulutlar cansızdır.” mı diyorsunuz?
Hayatı anlamak, bulutların cansız olduğunu ispatlamak kadar zor ama; bence bundan daha zor olan şey insanları tanımak. Yani; dün yüzünüze gülen insanlar, bugün size sırtını dönüyorsa; hayat tiyatrosunda oynamaya başladınız demektir. Eğer çok değer verdiğiniz insanlar sizi hançerliyorsa; hayat tiyatrosunda başrolü oynuyorsunuz demektir. En zoru budur zaten. Başrol oyuncu olmak… Herkesin gözü sizdedir. Birçok kişi hayranlıkla izler sizi; ama hiçbiri acılarınızı göremez. Sadece siz bilirsiniz çektiklerinizi. Bazen dostlarınızla paylaşmak istersiniz derdinizi. Ama boşunadır. Onların sizi anlamasını beklemeyin. Çünkü her şeyi yaşayan sizsiniz. Başkalarına anlatmak yerine aynanın karşısına geçin ve ağlayın. İşte o zaman içinizdeki her şeyi atarsınız. Bir şehirden başka bir şehre göçen bulutların, yağmur damlalarının toprağa düşmesi gibi yanaklarınızdan süzülmeli gözyaşlarınız. Tabi tamamen her şeyi unutamazsınız. Çünkü her şehirde, o buluta ait bir şeyler kalır. Toprağa sızan yağmur damlaları gibi…
Hani insan tüm acılarını kalbinde biriktirir ya… Yeryüzünün de kalbi topraktır bence. Eğer toprak bir kalp olmasaydı; neden ölüleri toprağın altına gömerlerdi ki? Ben henüz sevdiğim birini hiç toprağa gömmedim. Bunun nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum; ama yaşarken kalbime gömdüğüm insanlar var. 
O cansız dediğiniz bulutlar her ağladığında, toprağa düşer. Altında ölülerin yattığı toprağa… Her damla hayat verir, toprağın içinde gizlenen ufacık bir tohuma. İşte o tohum çiçek olur: güzelliğine hayran kaldığınız, koklamaya doyamadığınız… Yani toprağa gömdüğünüz ölü; çiçek olur, gülümser size. Bir şekilde çıkar karşınıza… Peki ya, yaşarken kalbimize gömdüklerimiz ne olacak? Susuyorum… Çünkü cevap verebileceğim tek bir kelimem yok. İçimde ki ses bile susuyor. Oysaki o ses hep konuşurdu… Şimdi neden susuyor ki? Belki de “Ölünün arkasından konuşulmaz.” diye bir söz vardır ya; ondan susuyordur. Ne de olsa gerçek ölüler, yaşarken kalbimize gömdüklerimiz değil midir?